Akdeniz Bölgesi ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinin birleştiği noktada konumlanan Gaziantep, Suriye’ye komşu sınır ilimizdir.  Gaziantep, halk arasındaki eski adıyla Antep, Güneydoğu’da şehir olarak en fazla nüfusu barındırır. Sanayi ve gelişmişlik bakımından da bölgesinde birincidir. Türkiye’nin en kalabalık sekizinci şehri olup 2017 itibarıyla yaklaşık 2 milyon nüfusa sahiptir. 1987 yılında çıkarılan yasa ile büyükşehir ünvanı kazanmıştır.

Anadolu’nun ilk yerleşim alanlarından birisi olan Gaziantep sırasıyla Kalkolitik, Paleolitik, Neolitik, Hitit, Mitani, Asur, Pers, Büyük İskender, Selevkoslar, Roma- Bizans, Türk-İslam, Osmanlı, Cumhuriyet dönemlerini yaşamış olup bu dönemlere ait eserleri günümüze kadar taşımıştır.

Gaziantep’in bilinen en eski adı Romalılar tarafından verilen Antiochia ad Taurum’dur. “Antiochia ad Taurum”, Latince “Toroslar’ın karşısındaki Antakya” anlamına gelir. Daha sonra şehri ele geçiren Araplar şehre Ayıntap demiştir. Ayıntap adı zaman içinde Antep, Entep ve Antap gibi değişik haller alır. Bu adlardan en yaygını Antep’tir.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros Antlaşması’yla Osmanlı devleti parçalanmış 17 Aralık 1918 yılında Antep, Birleşik Krallık’a bırakılmıştır. Daha sonra Antep, 5 Kasım 1919’da Fransa’ya bırakılmıştır. Antep halkı, 1920 yılında, Fransız birliklerinin Antep’e yerleşmesi üzerine direnişe başlar. 1920 yılının Ocak ayında Karayılan komutasındaki çeteler, Fransızların bir süvari birliğini pusuya düşürür. Şahin Bey, 200 kişilik milis gücüyle 1920 yılının Mart ayına kadar Antep’teki Fransız askerlerine karşı savaşır. Antep halkı, 9 Şubat 1921’de teslim olur. Savaş tam 10 ay sürer. 25 Aralık 1921’de Ankara Anlaşması gereğince Fransız birlikleri şehri boşaltır. 1921 yılında Antep Savunmasında çıkarılan bir yasa ile Antep’e Gazi ünvanı verilir.

Gaziantep ulaşım olanakları ve liman kentlerine yakınlığı sebebiyle ekonomik açıdan Türkiye’nin en zengin kentlerindendir. Gaziantep’teki en önemli geçim kaynakları, tarım, hayvancılık, enerji kaynakları, el sanatları, sanayi ve ticarettir. Gaziantep’teki en önemli tarım ürünü antepfıstığıdır. Türkiye’deki antepfıstığı üretimin büyük bölümü ise Gaziantep’ten sağlanır. Ayrıca Gaziantep, Türkiye’nin sanayi ve ticaretinde 5. Sıradadır. Gaziantep’in ülke çapında ihracat payı %13’tür. Ayrıca kent, antepfıstığı üretim ve ihracatının %90’ı, kuruyemiş işleme ve ihracatının %85’ini, makarna işleme ve ihracatının %60’ını, pamuk ipliği imalat ve ihracatının %45’ini ve havlu imalat ve ihracatının %10’unu elinde tutmaktadır.

Gaziantep’te çok çeşitli el sanatları da mevcuttur. Geçmişte Gaziantep’teki en yaygın el sanatları dericilik, bakırcılık, yemenicilik, kilimcilik, el işlemeciliği ve kuyumculuktur. Bunlardan el işlemeciliği, bakırcılık ve kilimcilik önemini hâlâ korumaktadır.

Gaziantep’in çok zengin bir mutfağı toplamda 512 çeşit yemeği vardır. Yemek çeşidi olarak da en çok yemek çeşidi ile Türkiye’de birinci sırayı alır. Bu mutfak seneler boyunca çeşitli geleneklerin harmanlanmasıyla zenginleşmiştir. Antep mutfağı özellikle kebap ve et yemekleri ile meşhurdur. Baklava, küşleme, katmer,lahmacun, alaca çorba, altı ezmeli kebap, arap köftesi, beyti, börk aşı, çağla aşı, cağırtlak kebabı, doğrama, ekşili taraklı kebap, erik tavası, firik pilavı, kavurma, kuşbaşı kebap, ciğer kavurma, patlıcan kebabı, sarımsak kebabı, simit kebabı, soğan kebabı, şiveydiz, yuvarlama ve yeni dünya kebabı Gaziantep mutfağına özgü yemek ve tatlıların sadece bazılarındandır.

2016 yılı itibariyle Gaziantep ülkemizi gastronomi alanında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda temsil ediyor. 6000 yıllık geçmişiyle Gaziantep Mutfağı, uluslararası çapta değer gören ve koruma altına alınan kültürel bir mirastır. Yöresel yemekler ve yemek kültürü oldukça zengindir. Gaziantep’in İpek ve Baharat Yolları gibi önemli kervan yolları üzerinde bulunması Gaziantep mutfağının gittikçe zenginleşmesine sebep olmuştur.

Gaziantep hakkında genel bilgiler verdikten sonra gelelim şehre yaptığımız 2 günlük haftasonu turumuzun detaylarına. Şunu da belirtmek isterim Gaziantep’i gezmek istiyorsanız en ideal aylar Nisan-Mayıs–Eylül-Ekim-Kasım aylarıdır. Yazın inanılmaz sıcak olması nedeniyle insanın şehri gezmesi zorlaşıyor. Mayıs ayında bile sıcaklık 28-30 derece civarındaydı. Gerisini siz düşünün. Gün içi sıcaklıklar Haziran-Temmuz –Ağustos aylarında ortalama 35-40 derece arasında değişmektedir.

Belirtmekte fayda var. Eğer Antep’e 2 günlüğüne gidecekseniz şehri iyice gezin ve güzel yemeklerinin tadına varın ve zamanınızı buraya ayırın. Biz 1 günümüzü Göbeklitepe ve Halfeti’ye ayırdığımız için sadece 1 gün Antep şehrini gezebildik. Bir daha gidecek olsam 2 gün doya doya şehri gezip, eski sokaklarını görmek, Antep mutfağının tadına varmak için birçok mekana uğrayıp güzel yemeklerinin tadına varmak isterim.  Ayrıca konu ile ilgisi var mı yok mu bilemem ama Gaziantep şehri Suriyelilerden geçilmiyor. Ben bu durumdan gerçekten rahatsız oldum. Konuştuğumuz esnafların bir çoğu da bu durumdan rahatsızlıklarını dile getirdiler.

Mayıs ayında bir cuma akşamı saat 22.50 ye Anadolu Jet’ten önceden aldığımız uygun fiyatlı biletler(gidiş-dönüş 310 TL) ile Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan yola çıktık. İstanbul Havalimanı’ndaki aksaklıklar ve gidiş mesafesi dolayısıyla Sabiha Gökçen Havalimanı’ndaki yoğunluğun artması nedeniyle uçağımız yaklaşık yarım saat (hava trafiği yoğunluğu) geç kalktı. Gaziantep Oğuzeli Havaalanı’na vardığımızda saat 00.50 idi. İki günlük seyahat nedeniyle yanımıza ufak çantalarımızı almamız dolayısıyla bagaj derdimiz olmayıp uçaktan iner inmez kendimizi hava limanı dışına attık. Taksiler biraz pahalı olduğu için kişi başı 10-TL ödeyerek havalimanın çıkışında bekleyen Havaş otobüslerine bindik. Merkeze yaklaşık 40 dk süren bir yolculuk sonrası kalacağımız İbis Otel’in tam önünde indik. Şansımıza HAVAŞ araçları bu otelin hemen önünden geçtiği için havalimanından otele ulaşımda zorluk çekmedik. Otelin bulunduğu yer şehrin gezilebilecek ve yemek yenilebilecek yerlerine, Antep kalesine yakındı. Otelde 2 kişilik odaların fiyatı 179-TL idi. Kahvaltı bu fiyata dahil değildi. Antep şehrinde otelde kahvaltı yapmak yerine dışarda kahvaltı yapılmasını tavsiye ediyorum.

Otele vardığımızda saat neredeyse ikiye geliyordu. Otele eşyalarımızı bırakıp kendimizi dışarı attık. Ramazan dolayısıyla da dışarda yemek mekanlarının açık olduğunu tahmin ettik. Sahurda Antep halkı dışarda yemenin tadını çıkarıyor desem yalan olmaz. Adamlar sanki yemek üzerine doğmuş:=). Otelden çıkarken cadde boyunca sol taraftan Antep kalesi çevresinde bulunan yerlere uğradık. Antep kalesi eteğinde bulunan İnci Kasabı’na uğradık. Mekan saat neredeyse gecenin 3’ü olmasına rağmen tıklım tıklımdı. Mis gibi kokular insanı cezbediyordu. Hem şiş hem de ciğer yiyip karnımızı bir güzel doyurduk. Esnafla biraz muhabbet ettikten sonra kendimizi Antep kalesinin alt eteklerine bıraktık. Geceyi güzel bir tatlı ile sonlandırmanın iyi bir seçenek olacağını düşünürek önümüzü çıkan Yener Usta’da 2 tane katmer söyledik. 6 kişi olmamıza rağmen 2 katmeri zor bitirebildik. Antep’te katmerler gerçekten büyük porsiyonlar şeklinde servis ediliyor. İstanbul’da yediğim katmerlere göre buradaki katmerlerin hem şerbeti az, hem de kaymağı kaliteli. İnsanı baymıyor. Yalnız Yener Usta’nın çalışanları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Diğer gün bu mekana uğradığımızda dışarda değilde içeride servis yapabileceklerini sadece birkaç çeşidin(çorba dahil) hazır olduğunu belirttiler. Biz de en azından çorba içip çıkabileceğimizi düşündük. Garson 10 dk sonra gelip çorba da olmadığını söyleyince tavrına gerçekten sinir olduk. İftara hazırlık olması nedeniyle iftar öncesi gelen müşteriye bu şekilde davranması hiç hoş değildi. Biz de mekanı terk edip başka bir mekana uğradık.

Katmerimizi yedikten sonra otelimizi doğru yol aldık. Dışarda közde kebap kokuları ve dumanlar, sahurunu yapan, okey oynayan insanlar değişik bir atmosfer mevcuttu.Otele varıp duşumuzu aldık. Yorgunluğun vermiş olduğu etki ile direkt uykuya daldık.

Sabah ilk hedefimiz Antep’e yaklaşık 170 km mesafede yer alan Göbeklitepe ve 100 km mesafede yer alan Halfeti idi. Ama bana gör Saatimizi saat 08.00 e kurmuştuk. Saat 08.30 ‘da otelden çıkıp taksi ile Ordu Caddesi’nde bulunan araç kiralama şirketlerine uğradık.

Hedefimiz Tarihin Sıfır Noktası olarak tanımlanan Göbeklitepe olduğu için bu cadde üzerinde yer alan kiralama şirketlerine uğradık. Fakat günlük 200 km ‘nin aşılırsa km başına ücret alınacağı ve 20 gün kredi kartına 1500 TL nin bloke konulacağını duyunca anlaşamadık. Kurumsal olan Budget Araç Kiralama’dan aracımızı kiralayarak yola çıktık. Yolda İzol Börek’ten 2 porsiyon alıp tadına vardık. Börekleri gerçekten lezzetliydi. Sahurda yemek yediğimizi için tam olarak acıkmadığımızdan dolayı güzel bir kahvaltı yapamadık.

Göbeklitepe’ye giderken Urfa tabelasını kaçırdığımız için yolumuz 20 dakika uzadı. Eğer Göbeklitepe’ye gitmek isterseniz uyarayım. Tabelaları dikkat etmelisiniz. Nihayet Göbeklitepe’ye vardığımızda saat yaklaşık 13.00 a geliyordu. Arabamızı park edip biletleri almaya gittik. Hepimizin müze kartı olduğu için bu antik kentin müzesi ve örenyerini ücretsiz gezdik.

İlk önce 15 dakika süren bir sinevizyon gösterisiyle Göbeklitepe hakkında bilgi ediniyorsunuz. Sonra Ören yerine dolmuşlarla sizi ulaştırıyorlar. Öğlen olduğu için hava neredeyse 35 derece civarındaydı. Şanlıurfa’da havanın Gaziantep’e göre daha sıcak olduğunu böylece deneyimlemiş olduk.

Burası hakkında biraz bilgilendirme yapmadan geçmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Göbeklitepe, Şanlıurfa il merkezinin 15 km kuzeydoğusunda yer alır. Burası Harran Ovası’nın kuzey kenarını oluşturan Germuş Dağları’na bağlı kireçtaşı bir platonun en yüksek noktasında yer alır.

İnsanlık tarihini yeniden yazdıracak bulguları ortaya çıkaran Göbeklitepe M.Ö. 9600 yani günümüzden yaklaşık 11.600  yıl öncesine tarihlenen Çanaksız Çömleksiz Neolitik Dönem’e ait bir inanç merkezidir. İngilterede’ki Stonehenge’den 6.600 yıl, Mısır Piramitleri’nden 7.100 yıl, Malta Adası’nda bulunan tapınaklardan ise 6.100 yıl daha eskidir. Göbeklitepe, hiçbir araç gereç yokken devasa taşlarla inşa edilmiş, bu taşlar üzerinde yer alan şekillerle de hayranlık uyandıran bir mirastır.

Göbeklitepe, ilk kez 1963 yılında, İstanbul ve Chicago Üniversiteleri Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Karma Projesi kapsamında Halet Çambel ve Robert John Braidwood  tarafından yürütülen yüzey araştırmaları sırasında tespit edilmiştir. Göbeklitepe; Biris Mezarlığı ve Söğüt Tarlası ile birlikte o dönemde keşfedilen birkaç tarih öncesi yerleşim yeri arasındadır. 1980 yılında Peter Benedict tarafından yayınlanan Survey Work in Southeastern Anatolia adlı makale Göbeklitepe’den ilk kez bahsedilen yayındır. Ancak Heidelberg Üniversitesi’den Klaus Schmidt 1994 yılında Göbeklitepe’yi ziyaret edene kadar alanın gerçek önemi anlaşılamamıştır.

Göbeklitepe kazıları, 1995 yılında Prof. Harald Hauptmann ve Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi Müdürü Adnan Mısır tarafından başlatılmıştır. Klaus Schmidt, ilerleyen yıllarda kazı başkanlığını üstlenmiş ve 2014 yılındaki vefatına kadar devam etmiştir. Schmidt’in yaptığı araştırmalar insanlık tarihinin Neolitik Devrim olarak tanımlanan dönemi ve avcı-toplayıcı yaşam biçiminden besin üretimine geçişle ilgili bilgilerimizi büyük oranda değiştiren yapıların, dikilitaşların ve küçük buluntuların keşfedilmesini sağladı.

Göbeklitepe’de bugüne kadar ortaya çıkarılan 8 Anıtsal yapı  bulunma sıralarına göre , A’dan H’ye kadar isimlendirilmiştir. Göbeklitepe mimarisinin temel özelliği , bazı yapılarda bulunan T biçimli dikilitaşlardır. Yapıların  duvarlarında ve merkezlerinde karşımıza çıkan dikilitaşlar 1.5 metreden 5.5 metreye kadar farklı yükseklikte yapılmışlardır.

Göbeklitepe, Türkiye’de kazılmış en etkileyici Neolitik Dönem yerleşim yerlerinden biridir. Dikilitaş ve heykeller üzerindeki çeşitli çağrışımlar yapan betimler ve anıtsal mimarisi burayı oldukça tanınmış bir yer haline getirmiştir. Buradaki anıtsal yapıların yılın farklı dönemlerinde alanda buluşan ve yaklaşık 200 kilometre çapında bir alanda yaşayan farklı gruplar tarafından inşa edildikleri öne sürülmüştür. Göbeklitepe’deki en eski insan aktivitesi, insanlık tarihinin önemli kırılmalarından birinin yaşandığı Çanak Çömleksiz Neolotik Dönem’e(MÖ-9700-8700) tarihlenmektedir. Bu dönemde avcı-toplayıcı, göçebe yaşamdan, yerleşik üretici yaşama geçilmiştir.

Göbeklitepe çeşitli malların takası ve evlenecek eş bulmak için kullanılan bir merkezdi. Bundan dolayı toplumsal ve ekonomik etkileşime hizmet eden bir odak noktasıydı. Göbeklitepe’de yapılan kazılarda büyük miktarlarda hayvan kalıntısı bulunmuştur.

Göbeklitepe’ye ulaşım konusu bence büyük bir sorun. Buraya tren yolu ya da araçlarla ulaşım sağlanabilse, buranın inanılmaz sayıda yerli ve yabancı turist çekeceğine inanıyorum. Ayrıca Göbeklitepe’ye gitmek isterseniz en mantıklısı Urfa merkeze 15-20 kilometre mesafede olduğu için Şanlıurfa seyahatinizde buraya uğramak. Gaziantep merkezden buraya biraz yorucu bir yolculuk sonrası varmamıza rağmen buna değdiğini düşünüyorum. Tarihin Sıfır Noktası olarak adlandırılan Göbeklitepe’ye mutlaka uğrayın.

Göbeklitepe’yi görüp, keşfettikten sonra rotamızı Halfeti’ye çevirdik. Göbeklitepe’ye yaklaşık 125 kilometre mesafede yer alan Halfeti’ye yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculuk sonrası varabildik. Yolların dar ve virajlı olması, hız sınırı dolayısıyla dikkatli bir yolculuk yapmamız gerekti.

Halfeti hakkında biraz bilgi vermek gerekirse burası Güneydoğu Anadolu’nun saklı cenneti olarak adlandırılan, bozkırın ortasında bulunan Birecik Baraj Gölü sayesinde sahil kenti andıran Halfeti, Şanlıurfa’ya bağlı; il merkezine uzaklığı 120 kilometre. Şaşılacak şey ama Gaziantep’e daha yakın: 100 kilometre. Bu nedenle kültürel bağlar, ekonomik ilişkiler hep Gaziantep’le kurulmuş. Burası içinden Fırat geçen bir yerleşim bölgesi.

2013 yılında “Sakin şehir” (Cittaslow) ağına dahil olan Halfeti , tarihi taş evleri ve doğal güzellikleriyle yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı bir yer. Dünyada sadece ilçede yetişen “Karagül” bitkisini de görebilmek mümkün.

Aracımızı park edip sıcaklığın da etkisiyle sahilde dondurmacıdan Maraş dondurması alıp tekne turlarının yapıldığı yere varıyoruz. Kişi başı 20-TL olan biletlerimizi alarak tekneye binip açılıyoruz. Bir yanda suyun altında kalan hayatlar, mezarlar, okullar, camiler, evler, yollar, hayaller, acılar, sevinçler; bir yanda da çok özel bir iklimde, çok hikâyesi olan bir bölgede, bir sinema filminin içindeymişiz gibi yol alıyoruz. Tekne turu, aşağı yukarı bir saat sürüyor. Yol alırken yamaçlarda kayalara oyulmuş  mezarlar, terk edilen eski taş evleri görüyoruz. Acayip bir rüzgar var ki bizi uçurak gibi esiyor. Tekne gezimizin tam yarısında, batık köy Savaşan’da karaya çıktık. Salaş mı salaş bir çay bahçesi var kıyıda, oraya oturduk. Köyün tepelik yerindeki şans eseri su ulaşmamış bir kaç ev kalmış. Diğer evler ya terk edilmiş ya da sular altında kalmış. Hayat durmuş köyde, tek başımıza dolaştık. Bir zamanlar çocukların koşturduğu daracık sokaklar, şimdi bomboş. Köyün aşağı mahalleleri, camisinin yarısı, mezarlığı, sular altında.15 dakikalık moladan sonra tekneye binip yol aldık.

Tekneden inip Halfeti sokaklarında dolaşarak aracımıza doğru yol aldık. Karnımız acıktığı için birşeyler yemek istedik. Ramazan dolayısıyla heryer kapalı . Sadece bakkallar ve dondurma satan tezgahlar açık. Pide yapan bir dükkana girdim. Usta pide alınamadığını sadece malzemesini getirirsek bize pide yapacağını söyledi. Yan taraftaki bakkaldan kaşar peyniri alıp pide yaptırmayı düşündüm. Fakat havanın kararmak üzere oluşu ve ekibimizin akşam yemeğini Gaziantep’te yemek istemesi dolayısıyla gözüm kalmasına rağmen boynu bükük olarak araca bindim ve Antep’e doğru yol aldık. Yaklaşık 100 kilometrelik (1.5 saat) bir yolculuk sonrası Şahinbey merkeze varıp aracımızı İmam Çağdaş’ın önüne park edip akşam yemeğimizi İmam Çağdaş’ta yedik. Akşam iftar vakti olduğu için içerisi epey kalabalıktı ve gürültülüydü. Birer porsiyon Alinazik, Adana, Patlıcan kebabı, kişi başı birer fındık lahmacun ve ayran sipariş ettik. Benim en çok beğendiğim Alinazik kebabı oldu. Tadı gerçekten de harikaydı. Gelen hesap 6 kişi için 180 TL. oldu. Hesabı ödeyip tatlımızı başka yerde yemeğe karar verdik. Yolumuzu Koçak Baklava’ya çevirdik. Koçak’ın baklavasını çok fazla beğendiğii söyleyemeyeceğim. Porsiyonları 30 TL . Bana göre pahalı ve tadı da öyle ahım şahım değildi. Diğer arkadaşlar yemek ve tatlının vermiş olduğu şişkinlik nedeniyle turlayacaklarını söylediler. Biz ise tatlılarımızı yedikten sonra otelimize gidip güzel bir uyku çektik. Diğer gün Antep’e enerjimiz olsun diye iyice dinlendik.

Pazar sabahı kiraladığımız aracı firmasına teslim ederek çarşıya gidip güzel bir kahvaltı yapmayı düşünüyorduk. Yolda kahvaltı için nereye gidebileceğimizi sorduğumuz iki teyze bize Orkide Pastanesi’ni tarif etti. Orkide Pastanesi’ni Antep yolculuğumuz öncesi birkaç kişiden tavsiye olarak almıştım. Antep’te 5 yerde şubesi bulunan Orkide Pastanesi’nin Gazimuhtar şubesinde kahvaltımızı yaptık. (Adres: Şahinbey, Gazi Muhtar Paşa Blv. No:17) Mekana vardığımızda saat yaklaşık 10.00 ‘a yaklaşıyordu. Garsona yöresel bir kahvaltı yapmak istediğimizi belirttik. Kendisi de sağ olsun  harika yöresel, nefis bir kahvaltı masası donattı. Masadaki herşey yöreseldi. Marketten alınan hazır peynir,reçel vb ürünler masamızda yoktu. Kahvaltıda ev yapımı gül, ayva, kaysı, çilek reçelleri, yöresel süzme bal, koyun sütünden kaymak, çeşitli mezeler, topaçlı yumurta( kavurmalı yumurta), haşlanmış yumurta, börek, peynir çeşitleri, sınırsız çay ve ortaya katmer. Reçellerine, özellikle kavurmalı yumurta(topaçlı yumurta) , kaymağına ve katmere bayıldım. Hesap 260 TL geldi. (6 kişilik) Yani kişi başı 50 TL bile bulmayan gerçekten ne yediğinizi bildiğiniz ve tadına vardığınız harika bir kahvaltı. İstanbul’da size market ürünleri ile serpme kahvaltı adı altında yedirilen kalitesiz kahvaltılara bu mekan beş çeker düşüncesindeyim. Personeli de gayet güleryüzlü ve misafirperverdi.

Kahvaltımızı yaklaşık 2 saat sürdü . Kahvaltımızı bitirdikten sonra hedefimiz Zeugma Mozaik Müzesi oldu. Orkide Pastanesi’nden 25 dakika mesafede yer alan müzeye yürüyerek gittik. Havanın aşırı sıcak olmaması ve kahvaltının midemizi şişirmesi nedeniyle yürümeyi tercih ettik. Müze kartımız olduğu için ücretsiz olarak müzeye giriş yaptık.

Zeugma Mozaik Müzesi, 9 Eylül 2011 tarihinde Gaziantep’te açılan ve 1700 metrekarelik mozaik ile dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi olma özelliğini taşımaktadır. Birincisi ise Hatay Arkeoloji Müzesi’dir. Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, üstün bir sanat zevkini yansıtan mozaikleri ile Geç Antik Dönem kiliselerine, Erken Süryani ve Hristiyan ikonografisine ait örnekleri barındıran kesinlikle görülmesi gereken bir müzedir. Zeugma Antik Kentinden çıkartılan, toplam olarak 2500 m²’lik alan kaplayan ve bu dönemde sanatın ulaştığı zirve noktasının örneklerini meydana getiren mozaiklerin haricinde yine Roma Dönemi’ne ait heykeller, sütunlar ve çeşmeleri de müzede görebilmek mümkündür.

Müzenin en önemli eseri 1996 yılında Nizip ilçesinde yer alan  Zeugma antik kentinden çıkarılan , diğerlerine göre oldukça küçük bir parça halinde keşfedilmiş olan M.S.2. yüzyıl tarihli Maenad ya da daha bilinir adıyla Çingene Kızı Mozaiği‘dir. Mozaik aslında antik kent Zeugma’daki Menad Evi’nin yemek odasının tabanını süslüyormuş. Tarihi eser kaçakçıları mozaiğin parçalarını 1960’lı yıllarda ülkeden kaçırmış, eserler ABD’nin Ohio eyaletindeki Bowling Green Üniversitesi tarafından satın alınmış. Mozaiğin eksik parçaları yapılan müzakereler sonucu 2018 yılında geri getirilmiştir. Mozaikteki kişinin Büyük İskender ya da Yunan mitolojisindeki yeryüzü tanrıçası Gaia olduğu düşünülmektedir. Bakışlarındaki hüzün ve yapımında kullanılan teknikler nedeniyle Zeugma’nın Mona Lisa’sı olarak anılıyor. Çingene Kızı mozaiğinin sadece Çingene Kızı suretini içeren kısmı sanıldığından daha küçük. Yaklaşık 70-80 cm genişliğinde. Daha büyük bir mozaik beklerken karşılaştığım küçük yapıdaki Çingene Kız Mozaiği beni gerçekten şaşırttı. Gaziantep’e gelip de Zeugma Mozaik Müzesini gezmenizi şiddetle tavsiye ederim. Müzenin çıkışında hediyelik eşyalar satan dükkandan magnet vb şeyler aldık. Bu arada müzenin arka tarafında Halil Usta diye bir mekan var. Küşleme ve simit kebabını denemenizi tavsiye ederim. Ramazan ayında gidecekseniz bu mekanın kapalı olduğunu da belirteyim.

Müzeden sonra taksiye atlayıp Tahmis Kahvesi’ne yol aldık. Biz bahçesi olan Tahmis Kahvesi’ne oturduk. Onun karşısında yer alan diğer mekanı kapalıydı. Burada çok sevdiğim menengiç kahvesi içtim. Menengiç kahvesi, Türk kahvesine nazaran daha odunsu ve baharatlı bir aromaya sahip. Kendime de ayrıca 2 paket menengiç kahvesi aldım. Bu kahvenin ayrıca sağlığa da yararlı olduğunu belirtmekte yarar var.

Kahvelerimizi içtikten sonra Tahmis Kahvesinin karşısında yer alan Tarihi Buğday Han’ının içinde yer alan Osmanbey Gıda’ya uğradık. Annemin özellikle almamı istediği acı biber salçasından 4 kg aldım. Ayrıca ceviz içi(ceviz sucuğu), karabiber, sumak, nar ekşisi ve birkaç şey daha aldım. Aldığımız ürünleri verdiğimiz adreslere ücretsiz olarak kargoya vereceklerini ifade ettiler. Gerçekten de ürünler 3-4 gün içinde bana ve arkadaşlarıma gönderildi. Bu arada mekanda çalışanlar gerçekten güler yüzlü ve misafirperverdi. Lokum, tatlı vb ç birkaç üründen de test etmemiz için bize ikramlarda bulundular. Hepsi gerçekten nefisti. Yolunuz düşerse bu mekana uğrayın derim. Ayrıca eve dönerken eşya taşımaktan da kurtulmuş olursunuz.

Gaziantep Bakırcılar Çarşısı’na uğrayıp burada hediyelik bir kaç parça aldık. Esnafın epey dertli olduğu ve Suriyelilerden dolayı rahatsızlık duyduklarını dinledik. Bakırcılar Çarşısı bir çok el sanatı esnafının üretim yaptığı bir çarşılar kompleksinden oluşmakta olup ahşap kaplamalı dükkanları, taş döşenmiş sokakları ile insana başka bir dönemden kesitler sunuyor.

Sonraki durağımız Bakırcılar Çarşısı’na yakın mesafede yer alan Zincirli Bedesten oldu. Çok güzel süsleme sanatlarının satıldığı ve baharat malzemelerinin bulunduğu dükkanlar ile dolu tarihi bir yer. İstanbul Kapalı Çarşısına benzerliği ile gözüme çarptı. Baharatçılar, hediyelikçiler, otantik tekstil ürünleri, el işleri, gümüşcüler … Burada Antep’in dünyaca ünlü kutnu kumaşı ve bu kumaştan yapılmış ürünleri de alınabilir.

Canımız baklava çektiği için Zincirli Bedesten’e yakın mesafede yer alan İmam Çağdaş’ta baklava yiyelim dedik. Tatlılarını çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Birkaç kişiden duyduğuma göre Faruk Güllüoğlu buranın en iyi baklavasını yapıyormuş. Fırsat bulursanız uğrayabilirsiniz.

İmam Çağdaş’ta tatlılarımızı yedikten sonra karşısında yer alan Tarihi Gümrük Hanı’na uğradık . İçerisinde Antep işi Kutnu, Yemeni ve diğer ürünler satılan dükkanlar da var. Çift renkli çift tatlı diye bilinen Türk kahvesini deneyebilirsiniz. Daha sonra üst kata çıkıp el üretimi kokular satan bir dükkandan kolonya alıp yolumuza devam ettik.

Tarihi Antep evlerinin yer aldığı sokaklara daldık. Antep Evleri,  yüksek duvarlar arkasında, dış mekanlardan mümkün olduğunca soyutlanmış, avluya dönük, genellikle iki katlı yapılardır. Yol alırken evlerin önünde iskemlelerde oturan yaşlılar, oyun oynayan çocuklara rastladık. Hiç tahmin etmediğiniz evin bile kapısından içeri girince avlusu olduğunu görünce şaşırıyorsunuz.

Kentin tam merkezinde yer alan  tarihi Gaziantep Kalesi’nin yanından kendimizi aşağı bıraktık. Kalenin güneyinde aşağıda târihi Naib Hamamı bulunmaktadır. Kalenin kuzeyinde ise çok sayıda tarihi han (Bayaz Han, Büdeyri Hanı ve Şire Han gibi) bulunmaktadır. Ayrıca güzel yemekleri ile nefis mekanlar kalenin etrafında ve eteklerinde yer almaktadır. Yorgunluğun vermiş olduğu etki ile kaleye çıkma fırsatımız olmadı. Kale bana  çok bakımsız geldi.

Akşam saat 6’ya doğru geldiği için otele doğru yol alırken yolda karşımıza çıkan Köşe Ocakbaşı’nda ciğer kavurma ve  kuzu şiş yedik. Daha sonra otelden eşyalarımızı alıp HAVAŞ aracına binip havalimanına ulaştık. Bir daha gelmek dileğiyle Gaziantep şehrine veda ettik.

Özetle gezip ve gezemediğimiz yerler olmak üzere Gaziantep’te gezilmesi ve görülmesi gereken başlıca yerleri belirtmek isterim.

  • Belkıs/ Zeugma Antik Kenti
  • Zeugma Mozak Müzesi
  • Bey Mahallesi (Tarihi Antep evleri)
  • Bakırcılar Çarşısı
  • Bedestenler ( Zincirli Bedesten, Hüseyin Paşa Bedesteni, Kemikli Bedesten)
  • Bayazhan
  • Gaziantep Kalesi
  • Naip Hamamı
  • Müzeler: Gaziantep Kent Müzesi, Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi, Panorama Müzesi, Hamam Müzesi, Mutfak Müzesi, Savaş Müzesi, Atatürk Anı Müzesi, Yesemek Açıkhava Müzesi, Medusa Arkeolojik Cam Eserler Müzesi
  • Gümrük Han
  • Kaleoğlu Mağarası
  • Elmacı Pazarı
  • Kurtuluş Camii

Şehri gezerken alabileceğiniz şeyler:

Baklava, Antep fıstığı, menengiç kahvesi, pul biber, biber salçası, zahter(dağ kekiği), bakır işleri, el işi pabuç, sedef işleri, kuntu kumaşı ve kuntu kumaşından giysiler, kahke( kurabiye benzeri), cevizli sucuk

Yemek yenilebilecek yerler için öneriler:

Not: Ciğerciler sabah çok erken açılıyor ve en iyi yerler 7 de kapanıyor.  Yemeklerde porsiyonlar büyük. 4 kişi iseniz 1 porsiyon katmer hepinize yeter. Yemek ya da tatlı çeşitlerden birer porsiyon alın ki hepsinden tatmış olursunuz. Hem de midenizi çok şişirmemiş olursunuz. Kahvaltıda katmer yenildiğini görünce şaşırmayın.

  • İnci Kasabı: Ciğer, Kebap, Şiş
  • Orkide Pastanesi: Kahvaltı, topaçlı yumurta, reçeller, kaymak, katmer
  • Kebapçı Halil Usta: Küşleme, Simit Kebabı
  • Küşlemeci Mehmet Usta
  • Ciğerci Ali Haydar ( Sabah saat 7 de kapanıyor. Erken gidip yemek lazım)
  • Löküs: Ciğer ve Katmer
  • Faruk Güllüoğlu Baklavaları: Baklava
  • İmam Çağdaş Baklavaları: Ali Nazik, Patlıcan Kebabı
  • Koçak Baklava
  • Hamido Baklavaları
  • Köz Antep Künefe: Cennet Çamuru Künefe
  • Künefeci Cumba
  • Zekeriya Usta: Katmer
  • Recep Usta: Nohut Dürüm/Kebap
  • Çulcuoğlu: Kebap, Nohut Dürüm
  • Metanet Lokantası: Katmer, Beyran
  • Tahmis Kahvesi: Menengiç Kahvesi, Zahter Çayı, Dibek Kahvesi
  • Badem Çikolata & Cafe
  • Bayazhan
  • Aşina: Yuvalama, İçli Köfte
  • Kebapçı Ömer: Kıyma Kebabı
  • Üçler Kebap: Lahmacun
  • Ciğerci Mustafa
  • Şirvan Usta: Simit Kebabı