Ekim ayı bir cuma sabahı erkenden kalkıp Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıktık. Yaklaşık iki saatlik yolculuk sonrası Diyarbakır Havalimanı’na indik. Hava sıcaklığı 19-20 derece civarında olup güneşli güzel bir hava vardı.

Gezimizin detaylarına girmeden önce Diyarbakır hakkında biraz bilgi vereyim. Şehrin eski adı Diyarbekir’dir. Şairler Ahmet Arif ve Cahit Sıtkı Tarancı ve Türk milliyetçiliğinin babası olarak anılan Ziya Gökalp Diyarbakır’da doğmuştur. Türkiye’de pek bilinmeyen ama aynı Göbeklitepe gibi dünya arkeoloji gündemini sallayan, çağının binlerce yıl ötesinde yaşayan Körtik Tepe burada. Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surları Diyarbakır’da. Dünyada ilk robot el Cezeri tarafından Diyarbakır’da yapılmıştır. Dünyada yerleşik hayata ilk geçilen yerin de Diyarbakır’ın Ergani ilçesi olduğu yönünde de iddialar bulunmaktadır. Diyarbakır, Mekke ve Medine’den sonra en çok Peygamber ve Sahabe kabirleri bulunduran kutsal bir şehirdir. Diyarbakır Ulu Camii, İslam aleminin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir. Silvan ilçesindeki Malabadi Köprüsü dünya taş köprüleri içinde kemeri en geniş olandır. Diyarbakır Ulu Camii Anadolu’da ibadete açılan ilk camiidir. Dünyada ceylan derisine elle yazılan tek tevrat Diyarbakır’da bulunmaktadır. Çin seddinden sonra en uzun surlar Diyarbakır surlarıdır. Anadolu’da İslamiyetle tanışan ilk şehir Diyarbakır’dır.

Medeniyetlerin beşiği olarak da anılan Diyarbakır, buğdayın insan eliyle tarımının yapıldığı ilk topraklara sahiptir. Bu tarih, bölgede inanılmaz bir karmanın oluşmasına neden olmuştur. Arap, Ermeni, Kürt, Zaza, Yahudi, Süryani ve Türk halkı yıllarca bir arada yaşayıp birbirlerinden etkilenmişlerdir.

Diyarbakır için en az 2 gün ayrılması lazım. En ideal zamanlar ilkbahar ve sonbahar ayları olduğu düşüncesindeyim.

Gezilecek başlıca yerler; Diyarbakır Ulu Cami Tarihi, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, On Gözlü Köprü, Hevsel Bahçeleri, Hasan Paşa Hanı, Şeyh Mutahhar Cami ve Dört Ayaklı Minare, Diyarbakır Kültür Evi, Ahmet Arif Edebiyat Müzesi, Cemil Paşa Konağı, Ziya Gökalp Müzesi, İskenderpaşa Konağı, Sülüklü Han, Diyarbakır Arkeoloji Müzesi, Saint George Kilisesi, Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, Diyarbakır Kalesi ve Keçi Burcu.

Seyahatimizin detaylarına dönecek olursak; havalimanında bizi bekleyen tur otobüsüne binip Suriçi’ne doğru yol aldık. Merkeze doğru yol alırken sağımızda On Gözlü Köprü, Hevsel Bahçeleri solda surlar yer alıyor. Manzaranın tadına vararak Suriçi’ne varıyoruz.

Suriçi, Diyarbakır’daki favorimiz. Suriçi bölgesi, Diyarbakır’ın asıl yerleşim yeri. Burada çoğu ya müze ya da mekan olarak işletilen güzel tarihi taş konaklar, müzeler, kilise ve kafeler var. Hepsinin en önemli özelliği yapımlarında kullanılan bazalt taşı. Bazalt taşı magmanın soğuyup katılaşması ile oluşuyor. Bu nedenle de koyu bir rengi var. Suriçi’nin dar sokaklarına yayılmış, revaklı, eyvanlı, havuzlu ve su kuyulu avluları, yazlık ve kışlık gibi bölümleri olan bu evlerin hepsi kendi içinde ayrı birer dünya.

Kahvaltı için tarihi Hasan pasa Hanı’na uğradık. Kadri’nin Yeri’nde kişi başı 40 TL’ye kahvaltı yaptık. Reçel, bal ve diğer kahvaltılıkların çoğu buz gibiydi. Sıcak olan tek şey çaydı. Hizmet kalitesi ve lezzet olarak hiç memnun kalmadık. Bu nedenle mekanı tavsiye etmiyorum. Özellikle şehir dışından meşhur diye geliyorsanız daha başka yerler deneyin derim. Burada yediklerimizden çok mekana ücret ödüyoruz. Mekana ücret ödeyeceğinizi bilerek gidin. Şahsen alt katta güzel bir kahve içilip güzel kareler çekilebilir. Kahvaltıyı başka yerde de yapabilirsiniz diye düşünüyorum.

Üst katta ayrıca Mustafa’nın Yeri’de bulunuyor. Burasının da kalite olarak kötü olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca girişte alt katta da kahvaltı yapacak yer var. Alt katta kitapçılar ve hediyelik eşya satan dükkanlar mevcut. Han iyi korunmamış.

Diyarbakır’da Ulu Cami’nin doğu girişinin karşısında, Gazi Caddesi’nin üzerinde bulunan Hasanpaşa Hanı, Vezirzade Hasan Paşa tarafından yaptırılmış. Eskiden kervanlarla yol alanların uğrak yeri bu hanmış. Uzun süren restorasyon çalışmalarından sonra bugün içerisinde kafeler, seramik, alçı ve metal takı satan dükkanlar, kitapçılar yer almaktadır.

Kahvaltıdan sonra Ulu Cami’yi ziyaret ediyoruz. Burası kiliseden camiye dönmüş tarihi bir yapıt. Çan kulesine minare sonradan eklenmiş. Camiye giriş üç ayrı yerden sağlanıyor. Doğu tarafında bulunan kapıya ana (taç) kapı denir. Bu giriş kapısının her iki köşesinde aslanla boğa mücadelesini simgeleyen ve simetrik olarak işlenmiş kabartma bir figür yer almaktadır. İki hayvanın mücadelesini konu alan ana giriş kapısı oldukça geniş boyutlu bir kemer şeklinde sizi bu yapının avlu bölümüne ulaştırır. Ulu caminin planı dikdörtgen şeklindedir ve çok sütunludur. Avlu içerisinde yer bulunan sekizgen planlı ile yapılmış şadırvan, sekiz adet sütun üzerine yerleştirilerek inşa edilmiştir

Cami, kilise formunda. Avluda El Ceziri’nin hediye ettiği yaklaşık 900 yıllık bir güneş saati bulunuyor.  Burası Anadolu’daki en eski cami olup İslam aleminin 5. önemli yapısıdır. Ulu Camii Diyarbakır’daki en büyük yapılar topluluğudur. Bu yapının iki camisi (Hanefiler ve Şafiler Bölümü), iki medresesi (Zinciriye ve Mesudiye), doğu-batı minaresi, maksuresi, abdesthane kısımlarından oluşmakta ve bütün bu külliyenin ortasında büyük dikdörtgen bir avlu yer almaktadır.

Diyarbakır’da en etkilendiğim yapı Ulu Camii oldu diyebilirim. Bir rehber eşliğinde gezmenizi tavsiye ederim. Çünkü avluda ve içeride öğrenilmesi gereken çok şey var.


Sonraki durağımız Ulu Camii’ye yakın mesafede yer alan Cahit Sıtkı Tarancı evi oluyor. Diyarbakır Camikebir Mahallesi’nde yer alan Şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu ev şairin anısını yaşatmak amacı ile müzeye çevrilmiş. 1973 yılında Kültür Bakanlığınca Tarancı ailesinden alınarak kamulaştırılan ev, 1974 yılında restore edilerek Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Müzeye giriş ücretsiz. Restorasyon çalışmaları tamamlanan müzede Cahit Sıtkı Tarancı’nın şahsi eşyaları, el yazısı ile yazılmış mektupları, aile fotoğrafları ve kitaplarından oluşan güzel bir koleksiyon ziyaretçilerini bekliyor. Diyarbakır’ın geleneksel konut mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan ev, merkezi bir avlu etrafında sıralanmış dört kanattan oluşan ev 2 katlı olarak tamamen bazalt taş kullanılarak 1750’lerde inşa edilmiştir. Bir Cahit Sıtkı Tarancı hayranı olarak onun yaşadığı evi ve eserlerini yazdığı konağı görmek benim için paha biçilemez bir şanstı. Diyarbakır’da bulunan Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi’ne bütün edebiyat ve Tarancı hayranlarının gitmesini öneriyorum. Evin avlusuna yapılmış kafede Diyarbakır’a özel reyhan şerbetini içerek şairin evininin güzel manzarasını seyredebilirsiniz.

Müzeyi gezdikten sonra  Dört Ayaklı Minare’ye doğru yol alıyoruz.

Dünyada Çin Seddi‘nden sonra en uzun surlara sahip olan Diyarbakır Surları, UNESCO Dünya Mirasları Listesine girmeyi başarmış. Çevresi temiz ancak surlar bakımsız. Bazı alanları restore edilmiş ama ilgilenen yok. Bilgilendirme dersen hiç yok. Bazalt taşından yapılmış. Sert bir mineral olan bazalt taşından yapılan surlar bugüne kadar ayakta kalmayı başarmış. Surlar yaklaşık 3000 yıllık ve 5.5 km uzunluğundadır.  Surlar kuşbakışı bakıldığında kalkan balığı şeklindedir. Dünyada bir şehri çevreleyen bu genişlikte bir kale bulunmamaktadır. Surlar ve Hevsel Bahçeleri bir şehri içinde yaşatan ihtişamıyla dünyaya meydan okumuş. Ben ilk çıktığımda surların üzerine bir tarafta şehri diğer tarafta ise Hevsel Bahçeleri ve Mezopotamya’yı görüyor ve hayran kalıyorum. Derin bir geçmişe sahip olan surların tarihi M.Ö. Hititlilere kadar uzanıyor. İlk olarak 346 yılında günümüzdeki Bizans imparatoru 2.Constantinus döneminde yapılmaya başlanmış. Günümüze kadar çeşitli dönem ve medeniyetlerce sınırları sürekli büyüyüp genişletilmiş.

Surların; Dağ Kapı, Urfa Kapı, Yeni Kapı ve Mardin Kapı adında dört önemli kapısı bulunmaktadır.

Dünyanın başka bir yerinde olsa yılda milyonların ziyaret edebileceği bir tarih uzaktan bakılarak heba ediliyor. Surların daha aktif şekilde gezilebileceğini birtakım düzenlemeler yapılsa ve surların tarihi hakkında bilgi panoları konulsa çok iyi olur.


Hevsel bahçeleri Diyarbakır’ın buğday ambarı diye geçiyor. Şehrin eski yerleşimi ile Dicle nehri arasında kalan ve kadim zamanlardan bu yana şehrin ihtiyaçlarını karşılayıp yemek kültürüne hizmet eden emsalsiz bir tarım alanı. 8000 yıllık tarihi gözünde canlandırmak UNESCO tarafından kültür mirasına alınması nedenini açıklamakta. Burası Dicle Nehri ve Diyarbakır surları arasında bulunan 8000 yıllık tarihe ve 700 hektar büyüklüğe sahip muhteşem bir tarım arazisi. Meşhur Diyarbakır karpuzunun yetiştirildiği ve zamanında Diyarbakır’ın canı olan Hevsel Bahçeleri’ni surlara çıkıp seyretmek oldukça etkileyici.

Dicle Nehrinin bereketli suyu ile sulanan topraklardan bereket fışkırıyor. Mardin kapı tarafında bulunan bu bahçelerin manzarası eşliğinde günün ve akşamın her saatinde çay kahve yudumlamak mümkün. Ancak bu güzelliğin sur dizinden izlenebileceği yerler basit kafeler tarafından işgal edilmiş. Fotoğraf çekmek için bile bu kafelerin masa aralarına girmeniz gerekiyor. Belediye buralarda insanların rahatça hareket edebilecekleri alanlar oluşturmalı.

On Gözlü Köprü ya da Dicle Köprüsü, Mervaniler devrinde Diyarbakır hükümdarı Nizamüddevle Nasr tarafından yaptırılmış tarihi taş köprü olup, on kesik kemer üzerinde inşa edilen bloklarla Dicle’nin iki yakasını birbirine bağlıyor. Aslının on bir gözden olduğu zaman içerisinde yapılan tadilatlarla dört gözün yerine üç gözün yapıldığı ve bugünkü halini aldığı söyleniyor. Köprü konum bakımından Dicle üzerinde geçişin en kolay ve rahat olduğu bir noktada inşa edilmiş. Köprü üzerinde bir yaşlı amca zurnasıyla değişik ezgiler çalıyordu. Eşimle köprü üzerinde kareler alıp yolumuza devam ettik. Günümüzde birçok kişi fotoğraf çektirmek için bu köprüye gelmektedir. Etrafında çay, kahve içebileceğiniz ve yemek yiyeceğiniz mekanlar mevcut.

Bölgede görülebilecek nadir tarihi köprülerden bir tanesi Malabadi Köprüsü.  Diyarbakır Silvan ilçesinde yer alan bu eser Diyarbakır merkeze yaklaşık 1 saat 20 dakika uzaklıkta yer almaktadır. Batman’a ise yaklaşık 25 dakika mesafede yer almaktadır. Artuklu Beyliği döneminde, Timurtaş Bin İlgazi tarafından 1147 yılında yapılmıştır. Yedi metre eninde ve 150 metre uzunluğunda bir köprüdür. Yüksekliği, su seviyesinden kilit taşına değin 19 metredir. Renkli taşlarla inşa edilmiş, onarımlarla günümüze kadar ulaşmıştır. Malabadi Köprüsü, dünyada taş köprüler içerisinde kemeri en geniş olandır. Tarihi köprü birçok kez Türk sinema filmlerine de konu olmuştur.

Görüntüsü ve devasa ölçüleriyle büyüleyici. Ancak maalesef toplum olarak tarihi yapılara verdiğimiz değer kadar korunabilmiş. Etraf çer çöp içinde kalmış, ilgilenen yok. Etraftaki bir iki salaş büfe dışında oturup yapılacak başka bir şey yok. Buna rağmen tarih meraklılarının deneyimlemesi gereken bir miras. Bir tarafı Diyarbakır diğer tarafı Batman. Bundan yüzyıllar öncesine dayanan bir mimari ve hala ayakta ve muhteşem. Nasıl bir teknoloji ile o zamanın yoklukları ile tamamlanmış ve bunca yıl ayakta kalabilmeyi başarabilmiş işte buna hayretle bakmamak mümkün değil.

Diyarbakır oldukça zengin bir mutfak kültürüne sahip.  Meftune, kaburga dolması, ciğer kebabı, pıçık, nardanaşı, duvaklı pilav, ayvalı kavurma ,tırşik, habenisk, mumbar dolması , mahlepli Diyarbakır çöreği , burma kadayıf ve bir çok güzel yemekleri ve tatlılarıyla insanı cezbeden bir mutfağa sahip.

Diyarbakır mutfağının geneline baktığımızda et ağırlıklı bir yemek kültürüne sahip olduğu anlaşılıyor. Yemekler acılıyağlı, baharatlı ve ekşili olarak yapılıp yenmektedir. Kebap ve çeşitleri de oldukça fazladır. Diyarbakır mutfağında baharat olarak ise sumakkişnişkarabiberpul biber oldukça sık kullanılır. Bol baharat ve et çeşitlerinin kullanıldığı Diyarbakır’dan alabileceğiniz yiyeceklerin başında ilk olarak baharat çeşitleri geliyor. Bununla birlikte kurutulmuş dolmalık biber ve patlıcan alabilirsiniz. Ayrıca Diyarbakır’ın meşhur üzümlerinden yapılan pestiller ve sucuklar ile otlu peynirlerinden de satın alabilirsiniz.  Diyarbakır’ın sevilen meşhur tatlısı burma kadayıfı mutlaka yemekleriniz sonrası denemelisiniz. Eğer Diyarbakır’da birkaç gün kalmayı planlıyorsanız peynirli kadayıf, paluze tatlısı, revani, zingil ve Diyarbakır usulü künefeyi de tatmanızı tavsiye ederim.

Diyarbakır gezimizden çektiğim kareler ile yazıma son veriyorum.