Karabük’ün ahşap konakları ile meşhur ilçesi Safranbolu ve bulunduğu bölge tarihte Roma döneminde Paflagonya olarak geçmekte olup geçmişi M.Ö 3000 yıllarına kadar gitmektedir. Yörede sırası ile Hititler, Frigler, Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar), Romalılar, Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır.

Safranbolu önceleri Thedorapolis ve Dadybra olarak adlandırılmış, Türklerle birlikte yöreye Zalifre adı verilmiştir. Zamanla adı Taraklıborlu ve Zağrifanborlu olarak değişmiştir. İlçenin adı 1940’lara kadar Zafranbolu,  bu  tarihten sonra da son şekli ile Safranbolu haline gelmiştir.

Safranbolu, 1927 yılında Zonguldak‘a  bağlanmış, Karabük 1995 yılında il olunca Safranbolu da Karabük’e bağlanmıştır. İstanbula yaklaşık 400 km (4-5 saat) mesafede bulunmaktadır.

İlçede Osmanlı dönemine ilişkin çeşitli eserler bulunmaktadır. Bunlar arasında Gazi Süleyman Paşa tarafından kiliseden camiye dönüştürüldüğü sanılan Eski Camii, Köprülü Mehmet Paşa tarafından 1662 yılında ibadete açılan Köprülü Camii, 1769’da Sadrazam İzzet Mehmet Paşa tarafından yaptırılan İzzet Paşa Camii, 1640-1648 yıllarında Cinci Hoca tarafından yaptırılan Cinci Hanı, eski ve yeni hamamlar ile daha yakın zamanların eseri olan Hükümet Konağı, Frengi Hastanesi, Tokatlı Su Kemeri ve birçok çeşme sayılabilir. İlçede ayrıca en eskisi 200 yıllık olduğu tahmin edilen ahşap Türk evleri bulunmaktadır. Bugün için ilçede 2000’e yakın ev koruma altına alınmıştır.

2009 yılı TUİK’in sonuçlarına göre  ilçe nüfusu yaklaşık olarak 51,000’dir.

Safranbolu evleri geleneksel özelliğini büyük ölçüde sürdürmüş ayrıca ilçe merkezinde Çarşı diye anılan Eski Safranbolu bölümü orijinal dokusunu aynen korumuştur. Burada Osmanlı döneminin canlı ticaretini yansıtan hanlar, hamamlar, Yemeniciler Arastası, Demirciler Çarşısı ve Semerciler Çarşısı bulunmaktadır.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’1994 ‘te giren Safranbolu, Osmanlı döneminde en yüksek ekonomik ve kültürel düzeye ulaşmıştır. Büyük kervanların konakladığı ve birçok konağa sahip bir yer haline gelmiş.

Bölgeyi gezmek için 2 ya da 3 gün yeterli olup bölgenin bahar aylarında gezilmesi daha iyi. Biz aralık ayında bir hafta sonu gidip iki gün güzel bir hava eşliğinde ilçeyi ve etrafındaki yerleri gezme fırsatı bulduk.

Safranbolu Evleri, Tarihi Cinci Hanı ve Hamamı, Kaymakamlar Konağı, Hıdırlık Tepesi, Kent Tarihi Müzesi, Köprülü Mehmet Paşa, Tabakhane Müzesi, Yörük Köyü, Yemeniciler Arastası, Demirciler ve Bakırcılar Çarşısı, Tokatlı Kanyonu, Kristal Tepesi, Tarihi Saat Kulesi, İncekaya Su Kemeri gezilecek başlıca yerler arasında yer almaktadır.

Gezimizde Ebrulu Konak’ta konakladık. Otelimiz Safranbolu eski çarşıya yakın mesafede harika bir manzaraya sahipti. Kaldığımız odadan Safranbolu’yu seyretmenin keyfine vardık. Kahvaltı ve akşam yemekleri nefisti. Otelimizden çok memnun kaldık.

Tur olması nedeniyle ilk durağımız Safranbolu İmren Lokumları oldu. Fakat biz içeri girmedik. Çok kalabalık olması ve civarda birçok lokum, tatlı ve kahve satan dükkanlar olması nedeniyle akşam yemeğinden sonra sokakları dolaşırken Nanebaba’dan lokum ve kahve aldık. Safranlı lokumunda şeker ve glikoz oranı az. Kahve yanında güzel gittiği için kendimize ve ailemize aldık. Şunu da belirtmek isterim Safranbolu bükme pidesini kesinlikle demenizi isterim. İçerisinde pazı, soğan ve kıyama bulunan pide oldukça lezzetli. Eski çarşıyı dolaşırken ahşaptan yapılmış radyo görünümlü kumbara aldık. 10 TL’ ye aldığımız bu ürün İstanbul’da en az 100.TL den başlıyor. Süs ve hediyelik eşya sevenler için Safranbolu’da gayet uygun fiyatlı ürünler alınabiliyor. Safranbolu esnafı çok güler yüzlü, misafirperver ve nazik.

Köprülü Mehmet Paşa Cami, İzzet Paşa Cami, Yemeniciler Arastası’nı gezdik. Cinci Hamamı işletme olarak, Cinci Han’da otel olarak işletildiği için girme fırsatımız olmadı. Eski Safranbolu’nun birçok sokağında su akan çeşmeleri bulunuyor. Bu gerçekten çok güzel bir şey. İnsanı alıp eskilere çocukluğuna götürüyor.

 

Gezimizin ikinci günü konakta sabah güzel bir kahvaltıdan erkenden ayrıldık.  Hedefimiz Safranbolu’ya yaklaşık 11 km uzaklıkta yer alan Yörük Köyü. Koruma altında olan köy en eskisi 450, en yenisi de 90 yaşında olan tarihi konakları, Sipahioğlu Hanı’nda esprili anlatımıyla tanınan Filiz Teyze ve ödüllü ev baklavası ile kesinlikle zaman ayrılması gereken yerlerden biri. Bu arada yörük kelimesinin yürümekten geldiğini öğrendik. Dünyaca ünlü opera sanatçımız merhum Leyla Gencer bu köyden çıkmış olup kendisinin köy meydanında bir büstü bulunmaktadır.

Yörük Köyü ziyaretimiz sonrasındaki durağımız Safranbolu’ya 8 km uzaklıktaki Kristal Teras oldu. Safranbolu İncekaya Kanyonu üzerine kurulu cam teras çok ilgimi çekmedi. Civarı gözümüze çok kirli geldi. En güzeli kanyonun bulunduğu yere inip yürümek. Fakat bunun içinde 4-5 saatinizi ayırmanız lazım. Cam terasa giriş 6.TL.

Köyü ziyaret ettikten sonra Safranbolu’ya 1.5 saat (95 km) uzaklıkta bulunan Amasra’ya yol aldık. Amasra’ya giderken yollar çok virajlı. Bakacak Tepe’sinde kısa bir mola vererek ilçeyi yukarıdan seyretme şansımız oldu. Adını mitolojiye göre bir amazon kraliçesinden, tarihsel anlatıma göre bir Pers prensesinden alan ve Fatih Sultan Mehmet ’in ‘’Lala Lala Çeşm-i Cihan (Dünya’nın Gözü) bu mu ola?’’ dediği ve hayranlığını ifade ettiği Uyuyan Prenses lakaplı Amasra, şirin bir balıkçı kasabası görünümünde.

Amasra Bartın’a bağlı olup Bartın’a 17 km uzaklıkta yer alıyor. Ormanlık alanları ve doğal güzellikleri ile üç bin yıla yakın bir geçmişe sahip. Bartın’dan kalkan otobüsler ile buraya 20 dakikada varılıyor.

Amasra Kalesi, Kemere Köprüsü, Amasra Müzesi, Kuş Kayası Yol Anıtı, Bedesten Anıtı, Küçük Kilise, Cenova Şatosu, Fatih Camii, Çekiciler Çarşısı, Galla Pazarı başlıca gezilecek yerler arasında yer almaktadır.

Boztepe olarak adlandırılan ada ile anakarayı birbirine bağlayan Kemere köprüsüne geçtik. Havanın sıcaklığı 17 derece civarındaydı ve güneş kendini göstermişti. Bu güzel hava eşliğinde sahilden yürüyüp çarşıyı geçerek Romalılardan kalma Amasra Kalesi’ni gezip rehberimizden bilgiler aldık. Daha sonra ilçe sokaklarını turlayarak. Amasra Cami, Amasra müzesini gezdik. Sahilde oturup bu güzel havanın tadını çıkardık. Balık ile aramız iyi olmadığı için Amasra ve Ereğli pidesi yedik.

Safranbolu’dan çektiğim kareler ile yazıma son vererek sizleri selamlıyorum.

jhdr

jhdr

bsh