UNESCO tarafından 2017’de Hatay, Gastronomi Şehri ilan edilerek yıldızı giderek parlayan bir şehir. . Hatay, ismini Hıtaylar olarak adlandırılan Türk kabilelerinden almış. Hıtaylar’ın Antakya bölgesinde yaşadığına inanan Atatürk bölgeye Hatay ismini vermiştir. Asi Nehri’nin geçtiği ve Habib-i Neccar Dağı’nın eteklerine kurulan Antakya ise Hatay ilinin merkez ilçesidir.

Hatay’ın en çok tanınan ve ziyaret edilen ilçesi konumunda olan Antakya yılın her döneminde yerli ve yabancı turistlere ev sahipliği yapıyor. Hoşgörü şehri olan Antakya, çok kültürlü yapısı ile  UNESCO tarafından “Barış Kenti” olarak kabul edilmektedir. Hem tarihi hem de gastronomisi ile görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Tarih boyunca onlarca medeniyete ev sahipliği yapan Antakya bir kütüphane gibi.

Roma döneminde Antakya, Mısır’daki İskenderiye ve Roma ile birlikte dünyanın en büyük üç şehrinden biriymiş. Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi olarak bilinen Kurtuluş Caddesi(o zamanki adı ile Herod Caddesi) burada yer alıyor. Tarihte ilk kez “Hristiyan” kelimesinin kullanıldığı yer olan Antakya Anadolu’nun ilk camisine ev sahipliği yapmıştır. Türkiye’nin en uzun kumsallarının burada olduğu söyleniyor (12 km)

Antakya’ya mümkünse bahar aylarında gidin. Tarihle iç içe olan Antakya’da keyifli bir gezi planı yapıyorsanız, en az 3 gününüzü ayırmanızı tavsiye ediyorum. Antakya’nın tarihi evlerinin olduğu bölgede kalmayı tercih etmenizde yarar var. Biz Ulucamii’ye çok yakın lokasyonda bulunan Sami Akar Saray Otel’de konakladık ve otelden gayet memnun ayrıldık.

İstanbul’dan Hatay’a 1,5 saat uçak yolculuğu ile ulaştık. Şubat ayı olmasına rağmen indiğimizde havası bahar gibiydi. Aslında bileti alırken mevsimden dolayı kararsız kalsak da Hatay genellikle sıcak bir iklime sahip olduğu için ince bir mont ile rahatça gezebildik. Eğer havalimanından direkt merkeze geçip diğer yerleri gezmek gibi bir planınız yoksa Havaş servislerini kullanarak yaklaşık 40 dakikada merkeze ulaşılabilirsiniz. Havalimanından şehir merkezine Havaş ile ulaşılıyor. Antakya merkeze giden Havaş otobüslerine bindikten sonra Köprübaşı durağında inerseniz tarihi merkezde buluyorsunuz kendinizi.

Eski Antakya sokakları, Antakya Kalesi, Antakya Mozaik Müzesi (Arkeoloji Müzesi), Saint Pierre Kilisesi, Habib-i Neccar Camii, Samandağ Titus Tüneli ve Beşikli Mağara, Antakya Uzun Çarşı ve Büyük Antakya Parkı gezilecek yerlerin başında geliyor.

Antakya denince ilk akla gelen şey elbette künefe. Dendiği kadar da var. Fıstıklı, kaymaklı dondurmalı ve daha birçok çeşidiyle sunulan künefeler diğer yediklerinizden farklı olarak ağır ve yağlı değil gayet hafif ve midenizi rahatsız etmeyecek türden. Kahvaltı için Antakya Kahvaltı Evi’ni önerebilirim. Eski bir yapı olup avlusunda limon ve turunç ağaçlarının gölgesinde güzel bir Hatay kahvaltısı yapabilirsiniz. Biz çok beğendik. Fiyatları da gayet uygundu. Affan Kahvesi’ne gidip kahvesini ve haytalı tatlısını denedik fakat beğenmedik. Hem temizlik hem de kalite açısından beklentimizi karşılamadı.

Tepsi ve kağıt kebabı da bu şehirde mutlaka tatmanız gereken yemeklerdendir. Odun ateşinde pişen etler ve onlara eşlik eden ızgara sebzeler damağınızı şenlendirecek. Pöç Kasabı’nda kesinlikle tepsi kebabı yemelisiniz. Künefeyi Ulucamii’nin yakınında yer alan Tarihi Bizim Künefe’de deneyin derim. Çınaraltı Künefe ve  Kurşunlu Han’da yer alan Asi Künefe’ye gittik ama buraları beklentimizi karşılamadı.

Hatay’ı Hatay Arkeoloji Müzesi ve tarihi Aziz Piyer Kilisesi’ni gezmekle başlayabilirsiniz. Samandağ’da ise Titus Tüneli’ni mutlaka görmelisiniz. Roma döneminde tamamen insan eliyle oyulmuş, esirlere yaptırılmış olan bu tünel antik çağdan bugüne kadar ulaşmış. Bizi çok etkiledi. Titus Tüneli’ne gitmek için Antakya merkezde Bankalar Caddesi’nden kalkan 401 Samandağı otobüslerini binmeniz gerekiyor. Yalnız Hatay kent kart almalısınız ya da otobüsteki yolculardan sizlerin yerine basmaları için ricada bulunabilirsiniz. Biz yolculardan rica ettik. Sağolsun yardımcı oldular. Samandağı’na yaklaşık 1 saat süren yolculuk sonrası Çevlik minibüslerinin kalktığı yerde iniyorsunuz. Çevlik minibüslerin ile 15 dakikada Titüs Tüneli’ne ve Selecuia Antik Kenti’ne ulaşıyorsunuz.  Yine Samandağ’da bir durak Beşikli Mağara. Burası da yine elle oyularak yapılmış. Mağara diyorlar ama aslında bunlar Kral Mezarlarıymış. Ülkenin en güzel kaya mezarlarını görmek isterseniz uğramadan geçmeyin derim.

Dünyadaki ilk Katolik Kilisesi olarak bilinen St Pierre Kilisesi, Antakya şehir merkezinden yaklaşık 2 km uzaklıkta Habib-i Neccar Dağı yamacındaki kayalara oyulmuş bir mağara kilisedir.

Türkiye’nin modern müzelerinden biri olan Antakya Arkeoloji Müzesi ülkemizin mozaik sergileme anlamında en büyük müzesi. Bütün müzeyi gezmek için en az 2-3 saat ayırmanızı öneririm. Hatta çok daha fazla zamana bile ihtiyacınız olabilir.

Antakya’nın en önemli yapılarından biri de Anadolu’daki ilk cami olan Habib-i Neccar Camii. Camii Hz. Ömer’in komutanlarından Ebu Übeyde bin Cerrah tarafından 636 yılında Antakya’da inşa edilmiş.

Merkezde Ulu Camii var. Görmeniz gereken bu yapı ise Memlüklüler zamanından kalma.

Tıbbi Aromatik Bitkiler Müzesi bitkilere ilginiz varsa görülebilir. Giriş ücretsiz.

Benim tavsiyem bu sokaklarda kaybolup tarihi evlerin tadını çıkartın. Gerçekten ayrı bir zaman diliminde gibi hissediyorsunuz. Üstelik süper bakımlı sokaklar da olmadığı için oldukça doğal.

Antakya içinde arabanız olmadan hareket etmek çok da zor değil, eğer sadece Antakya’yı dolaşacağınız kısa bir hafta sonu gezisi planladıysanız arabasız idare edilir, 2 günlük gezi için bir de araba kiralama derdine girmeye gerek yok. Ancak Antakya’nın dışına çıkıp diğer yerleri görecekseniz araba kiralamak mantıklı oluyor, çünkü bazı noktalara arabasız ulaşım pek de mümkün değil.

Antakya Mozaik Müzesi (Arkeoloji Müzesi):

Saint Pierre Kilisesi:

Habib-i Neccar Camii:

Antakya Uzun Çarşı:

Antakya Kahvaltı Evi:

Samandağ Titus Tüneli:

Beşikli Mağara:

Pöç Kasabı’nda Tepsi kebabı:

Tarihi Bizim Künefe:

Ulu Camii:

Tıbbi Aromatik Bitkiler Müzesi:

Affan Kahvesi:

Eski Antakya sokakları:

Tarihi Çınaraltı:

Kurşunlu Han:

bsh